Prostat Kanseri

Prostat kanseri prostatın epitel hücrelerinden kaynaklanan bir kanser türüdür. dünyada en sık görülen 5. kanser olduğu bilinen Prostat kanseri erkeklerde ise en sık görülen 3. Kanserdir. Gelişmiş ülkelerde daha sık görülmektedir. Seneler geçtikçe prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanser olacağı öngörülmektedir. Son 30-35 yıl içerisinde özellikle PSA tahlilinin yaygın olarak kullanılmasından sonra toplumdaki kanser vakaları çok erken safhalarda iken tespit edilmeye başlanmıştır. Bu nedenle toplumdaki prostat kanser vakaları sayısında artış meydana gelmiştir. Bununla birlikte erken tespit edilen kanserlerin tedavisi daha erken yapılmakta, ölüm oranları azalmakta, uzak organlara metastaz yapma oranları azalmaktadır. Sonuç olarak sağ kalım ve ortalama hayat ömrü artmaktadır.

Risk faktörleri

  • Yaş
  • Irk
  • Aile öyküsü
  • Hormon seviyeleri
  • Beslenme alışkanlığı-diyet

Prostat kanserine hangi faktörlerin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte en iyi bilinen risk faktörleri yaş, ırk, aile öyküsü, hormon seviyeleri, beslenme alışkanlıkları ve diyet. Yaş önemli bir risk faktörüdür. Ortalama olarak prostat kanseri tanısı 65-75 yaş civarında konulmaktadır. 50 yaş altında prostat kanseri saptanma ihtimali çok düşüktür. % 85 kadarı 65 yaşın üzerinde tespit edilmektedir. Aile içinde 1. Derece yakınlarında Prostat kanseri tespit edilmiş kişilerde genetik geçiş söz konusudur. Bu kişilerde prostat kanseri ortaya çıkma yaşı 10 yıl kadar geriye gelmektedir. Aile öyküsü içerisinde en büyük risk kardeşte kanser saptanmış olmasıdır. Çünkü kardeşlerin genetik yapıları birbirine çok fazla benzemektedir. Diyet ve beslenme alışkanlıkları araştırılırken et ürünlerinin kendisinden ziyade ızgara şeklinde pişirilerek tüketilmesi ve yağlı gıdaların fazla alınması etyolojik faktör olarak suçlanmaktadır. Hormonlardan ise Testosteron, bu hormonun aktif hali olan Dihidro testosteron ve bu dönüşümü sağlanan 5-Alfa Redüktaz enzimi seviyeleri önemlidir. Prostat kanserinin az oranda görüldüğü toplumlarda Testosteron seviyelerinin düşük olduğu tespit edilmiştir.

Prostat kanserine karşı korunma yöntemleri

  • Hormonal korunmada finasterid isimli ilaç kullanılabilir. Fakat bu ilacın yan etkileri hastaya anlatılmalıdır. Özellikle erektil disfonksiyon yaptığı belirtilmelidir. Yan etkileri göz önünde bulundurularak riskli gruptaki hastalar için tercih edilebilir. Kullanılıp kullanılmaması halen tartışmalı bir konu olmakla birlikte hasta ile konuşularak risk altındaki hastalarda tercih edilebilir.
  • Diyetle korunmada meyve sebze ağırlıklı beslenme ve düşük yağlı besinlerin tüketilmesi önerilmektedir. Özellikle baklagillerden soya, alfa tokoferol içeren marul ve tere, Beta karoten içeren turpgillerin, likopen içeren domatesin fazla tüketilmesi prostat kanseri gelişimini azaltıyor.Bunun yanı sıra E vitamini ve Selenyum prostat kanseri riskini azaltıcı etki göstermektedir.

Tarama Yöntemleri

  • PSA tahlili
  • Parmakla rektal muayene
  • Ultrason

Prostat kanseri tespit etmek için yapılan ilk işlemler parmakla rektal muayene, kan tahlilinde PSA seviyelerinin ölçülmesi ve ultrason ile prostatın görüntülenmesidir. Genellikle tarama yöntemi olarak PSA ve rektal muayene yeterlidir. Taramada kullanılan bu yöntemin her birinde pozitiflik arttıkça prostat kanseri gelişme ihtimali artmaktadır. Bu tetkikler sonucunda prostat kanseri şüphesi mevcut ise biyopsi yapılarak tanı kesinleştirilir.

Tarama hangi yaşta başlamalı

50 yaş altında prostat kanseri görülme oranı çok düşük olduğu için genellikle 50 yaş üstü erkekler taramaya dahil edilirler. Fakat aile bireyleri arasında prostat kanserine yakalanmış kişiler varsa tarama yaşı 40-45 olarak kabul edilebilir.

Klinik belirti ve bulgular

  • idrar yapmada zorluk
  • İdrarla birlikte kan gelmesi (hematüri)
  • İdrar kaçırma
  • Kemik ağrıları
  • Testisler ile makat arasında (perine bölgesinde) ağrı
  • Halsizlik, genel vücut fonksiyonlarında azalma

Prostat kanserinin klinik bulgu ve belirtileri daha çok orta ve ileri safhalarda karşımıza çıkar. Genellikle prostat kanserleri çok erken evrede olup hiç bir belirti vermeyebilir ya da çok hafif şikayetler şeklinde karşımıza çıkabilir.

Prostat kanseri olan hastalarda prostat dokusu idrar kanalının içine ya da mesane çıkışına doğru büyüyerek idrar yolunu kapatıcı ve tıkayıcı etki gösterebilir. Bunun sonucunda idrara başlarken zorlanma, idrar akış hızında azalma, kesik kesik idrar yapma şeklinde şikayetler ortaya çıkabilir. Ayrıca irritatif semptomlar dediğimiz sık sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi ve sıkışma sonrası idrar kaçırmaya yol açabilir.

Kanser hücreleri ejakülatör kanal dediğimiz meni çıkışını sağlayan kanallara yayılmış ise spermle birlikte kanama (hematospermi) görülebilir.

Erkeklerde ereksiyondan sorumlu olan nörovasküler demetlerin kanser hücreleri tarafından istila edilerek invazyona uğraması impotans ile sonuçlanabilir.

Prostat kanseri metastazları en sık bölgesel lenf düğümlerine ve iskelet sistemine ait kemiklere olmaktadır. En çok omurga kemikleri, kaburgalar, pelvis, bacak ve omuz kemiklerine metastaz olmaktadır. Bu metastazlar sonucunda hastalarda sırt ve kalça ağrıları ortaya çıkabilir. Nadiren de olsa kol, bacak ve omurga kemiklerinde patolojik kemik kırıkları görülebilir. Omurga kemiklerine olan metastazlar nedeni ile sinir sisteminde bası meydana gelebilir, bunun neticesinde kol ve bacaklarda uyuşmalar, güçsüzlükler görülebilir.

Bazen prostat kanseri düşünmediğimiz PSA sonucu normal sınırlarda olan hastalar Bening Prostat Hiperplazisi (BPH-iyi huylu prostat büyümesi) tanısı konularak TUR-P (Trans üretral prostat rezeksiyonu) dediğimiz kapalı prostat ameliyatı yapılıyor ve patoloji raporu sonucu prostat kanseri tespit edilebiliyor.

Daha önce fark edilmemiş Prostat kanserine bağlı olarak farklı organlarda meydana gelmiş prostat kanseri metastazları neticesinde kemik hastalığı, böbrek hastalığı ya da nörolojik hastalıklar nedeniyle diğer branşlara başvurabiliyor. Bu hastalıkların sebebi araştırılırken bazen PSA yüksekliği bazen de alınan biyopsi incelenmesi ile prostat kanseri tanısı konulabiliyor.

Laboratuvar tahlilerin içinde PSA dışında alkalen fosfataz yükselmesi tespit edilmiş ise kemiklere yayılma olabileceği, ALT ve AST yüksekliği ise karaciğer fonksiyonlarının bozulduğunu düşündürmelidir.

Prostat kanseri teşhis yöntemleri

  • Parmakla rektal muayene
  • PSA (serbest /total oranı)
  • Biyopsi
  • TUR-P yapılan hastaların patoloji sonuçları
  • PSA nasıl yorumlanmalıdır

PSA prostat kanserine ait olmayıp prostat organı ile ilgili bir maddedir. Daha çok Prostat kanseri tanı ve evresini tayin etmede, tedavinin takip edilmesinde kullanılan bir tahlildir. Prostatın duktal epitel hücrelerinde meydana getirilir, daha sonra meniyi oluşturan bir komponent haline giriyor. Görevi menide meydana gelen pıhtının çözülmesini, sıvılaşması sağlamaktır. Bunun yanında spermlerin ömrünü ve hareket kabiliyetini arttırarak fertilizasyona büyük katkı sağlamaktadır.

PSA düzeyi insanlarda sabit olmayıp sürekli değişiklik gösterebilir. Bunun dışında Bazı hastalıklar ve işlemlerde değişiklik gösterebiliyor. Akut ve kronik prostatit , üretral kateterizasyon, sistoskopi gibi işlemlerde PSA değişik oranlarda artış gösterebiliyor. Ayrıca prostat biyopsisi yapıldığında da PSA değişir, 2 ay kadar sonra normal seviyelerine döner.

Yaş arttıkça prostat büyüklüğü artacağı için PSA miktarıda artış gösterir yani ileri yaşlarda normal görülmesi gereken PSA düzeyi yüksek tespit edilir.

İlaçlardan özellikle 5 Alfa redüktaz inhibitörü kullanan hastalarda PSA seviyelerinde %50 kadar azalma görülür.

Yaşa Bağlı PSA

Eskiden PSA normal düzeyi 4 kabul edilirken son yıllarda bu seviye daha aşağı çekilerek 2,5 seviyesine indirilmiştir. Yaş artışı ile birlikte prostat dokusu da büyüyerek hacmi artıyor. Miktarı artan prostat dokusu kandaki PSA seviyesini arttır. Bunun sonucu olarak 50 yaş civarında 2,5 normal kabul edilirken 70-80 li yaşlarda 6,5 normal kabul edilmektedir. Böylece bu yaş grubu hastalarda PSA sonucu 6-6,5 olarak tespit edilen hastalarda PSA yüksek diyerek gereksiz biyopsi yapmaktan kaçınmış olacağız.

Prostat kanserinin karışabileceği hastalıklar

Ayırıcı tanıda kanser taramalarında PSA yüksekliği nedeni ile saptanan hastalarda PSA yüksekliği yapan hastalıklar bilinmelidir. Bu sayede gereksiz biyopsi yapılması önlenmiş olur.

  • Akut prostatit
  • Prostat nodülleri
  • Tüberküloz
  • Fazla büyümüş prostat-BPH
  • Travmatik invaziv girişimler ya da
  • İdrar yolundan yapılan girişimler (sistoskopi )
  • Prostat biyopsisi

Bir tarama yöntemi olarak kullanılan PSA ne zaman bakılmaya başlanmalıdır

Daha önce belirttiğimiz gibi normal toplumda 50 yaşından önce prostat kanseri çok nadir görüldüğü için taramaya 50 yaşında başlamak uygundur fakat ailede prostat kanseri öyküsü var ise taramaya 40-45 yaşında başlanabilir.

Prostat biyopsisi neden ve nasıl yapılır

PSA sonucu yüksek olan ve/veya parmakla rektal muayene sonucu prostat dokusunda sertlik, nodül saptanan hastalarda tanıyı kesinleştirmek için biyopsi yapıyoruz. Profilaktik olarak bir gün önce antibiyotik kullanılması gerekir. Eğer aspirin ya da coumadin gibi kan sulandırıcı ilaçlar kullanılıyor ise bunların kesilmesi gerekir. Ağrı kesici ve anestezi yöntemleri kullanılarak ultrason eşliğinde prostatın her bölgesinden değişik sayılarda numune alınarak mikroskop altında incelenir.

Kemik sintigrafisi hangi hastalara ve ne zaman yapılmalıdır

Prostat kanseri nedeniyle kemiklere bir metastaz olup olmadığını tespit etmek için tüm vücut sintigrafisi yapılmalıdır. PSA sonucu 10 ve altında olduğu zaman kemik metastazı riski düşüktür. Fakat PSA sonucu 10 ve üzerinde ise mutlaka Sintigrafi yapılarak kemiklerde aktivite artışı olup olmadığı tespit edilmelidir. Şüpheli odaklar tespit edilen hastalarda bu bölgelere MR çekilerek kansere mi yoksa kemik hastalıklarına mı bağlı olduğu ortaya konulmalıdır.

Tedavi

PSA yüksekliği ve rektal muayenede sertlik tespit edilen hastalara biyopsi yapılmaktadır. Biyopsi sonrası prostat kanseri tespit edilen hastalar alt gruplara ayrılarak evrelendirilir. Bu evreleme işlemi patoloji sonucu ve tüm vücut kemik sintigrafisi sonucu göz önüne alınarak yapılır. Bunun neticesinde böbrek kanseri lokal, lokal ileri ve ileri olmak üzere 3 gruba ayrılır

Erken evredeki prostat kanserleri iğne biyopsisi ya da prostat ameliyatı sonrası tesadüfen tespit edilmiş kanserlerin bulunduğu gruptur. Bu grupta tedavi planlaması yapılırken tümöre ait faktörler olarak tümörün evresi, Grade, PSA düzeyi ve hastaya ait olan yaş, psikoloji, eşlik eden diğer hastalıklar göz önüne alınır. Erken evre prostat kanserinde tedaviler: İzlem, Radikal Prostatektomi, Radyoterapi

İzlem yöntemi pasif ve aktif izlem olarak ikiye ayrılır. Bu yöntemde hastalar tedavi gerektirecek düzeye gelene kadar belli aralıklarla izlenmesi anlamına gelmektedir, yani hastalık ilerleme aşamasına geldiği zaman tedaviye başlanmalıdır.

Radikal prostatektomi ameliyatı yıllarca başarılı bir şekilde uygulanmaya devam etmektedir. Retropubik, perineal, laparoskopik ve robotik olarak yapılmaktadır. Ek hastalıklara bağlı olarak ameliyat olamayacak durumdaki hastalar için Radyoterapi alternatif olabilir.

Lokal ileri evre prostat kanseri grubu ise yüksek riskli hastalıkları içermektedir. PSA düzeyi 20 üzerinde ve Gleason skoru 7’nin üzerinde olan hastalardan meydana gelmektedir. Bu grubun tedavisinde Radikal prostatektomi ameliyatı, hormonal tedavi, Radyoterapi ve bu tedavilerin değişik kombinasyonlarından meydana gelmektedir.

İleri evre ya da metastatik prostat kanseri hastalarında kullanılan tedavi şekli hormonal tedavidir. Bu tedavinin amacı kandaki Testosteron miktarını ya da aktivitesine düşürmektir. Vücutta Testosteron kaynağı olan organ büyük ölçüde testisler olup çok az miktarda androjen adrenal bezden üretilmektedir. Prostat kanseri hücrelerinin büyümesi ve yayılması Testosteron hormonu ile sağlanmaktadır. Tedavi cerrahi tedavi olarak testislerin çıkarılması şeklinde yapılırken Medikal tedavi olarak LH analogları, antagonistleri ve östrojen preparatları kullanılarak yapılmaktadır.