Testis Kanseri

Testisler penisin altında skrotum adı verilen cilt içinde, yan yana duran iki oval görünümü organdır. İçinden kan damarları, lenf yolları ve spermlerin taşındığı kanallardan oluşan sap şeklinde bir yapı (spermatik kord) ile karın boşluğuna bağlanır.

Testislerin başlıca iki görevi vardır:

  • İnsanların üremesi için gerekli olan sperm hücrelerinin meydana getirildiği organdır.
  • Erkeklerde ses kalınlığı, aşırı kıllanma ve kaslı vücut yapısı gibi erkeksi özelliklerin meydana gelmesinden sorumlu olan Testosteron hormonunun üretildiği organ. Bunun yanı sıra cinsel istek oluşması için gerekli olan bir hormondur.
  • Normal yapısını kaybetmiş atipik hücrelerin testis dokusunda karakter değiştirip kontrolsüz bir şekilde çoğalarak kanser haline gelmesi erkeklerde en çok 15 ile 35 Yaş arasında görülmektedir. Çocuklarda ve yaşlılarda nadiren görülen testis kanserlerinin toplumda görülme sıklığı 100 000’de 3-4 civarındadır. Erken tanı ve doğru tedavi ile başarı ornları oldukça yüksektir.

Risk faktörleri

  • İnmemiş testis (kriptorşidizm)
  • Babasında veya kardeşinde testis tümörü tespit edilmiş olan kişiler
  • Diğer testiste tümör veya atipik hücre artışı tespit edilenler
  • İnfertilite (kısırlık)
  • Klinefelter Sendromu

Çocukluk döneminde inmemiş testis tanısı koyulan çocuklarda normalde 2 yaşına kadar testisin yerine indirilmesi gerekmektedir. Bu süre uzadıkça ileri dönemde testis kanseri gelişme riski artacaktır. Bunun yanı sıra 1. derece akraba dediğimiz baba ve kardeşlerinde testis tümörü meydana gelmişse ileri yaşlarda testis kanseri çıkma ihtimali artacaktır. Bir testiste tümör saptanmış ise lokal yayılım ile diğer testise sıçramış olabilir. Kanserli testis çıkarılmış olsa bile ilerleyen zamanlarda diğer testiste kanser çıkma ihtimali vardır. İnfertilite tespit edilen erkeklerde kanser riski düşük bulunmuştur.

Korunma Yöntemleri

Testis kanserinin tedavisinde en önemli faktör erken tanı ve erken tedavidir. 15-35 yaş arasında özellikle risk taşıyan bu gruptaki kişiler testis kanseri hakkında bilgilendirilmelidir. Ayda bir kez kendi kendilerini muayene etmeli, testislerin tamamı yada bir bölgesinde şüpheli bir durumla karşılaştıklarında vakit kaybetmeden doktora başvurmalıdırlar.

Belirtiler

En önemli belirti testislerde sertlik, şişlik veya kitle hissedilmesidir. Bu kitlenin özelliği ağrısız olmasıdır. Fakat bazı durumlarda ağrı ile birlikte olabilmektedir. Kanser olan testiste iltihap (orşit-epididimit) varsa sertlik ve ağrı birlikte olabilir. Testis tümörlerinin hormon salgılayan türleri vardır. Salgılanan bu hormonların etkisi ile memelerde büyüme (jinekomasti) görülebilmektedir. Kanser tanısı ileri evrelerde konulmuş ise kanser hücreleri kasık ve karın bölgesindeki lenf bezlerine yayılmış olabilir. Bu yayılımın sonucunda tutulan lenf bezlerinin olduğu bölgelerde (kasıklarda-karında) şişlik ve ağrı görülebilir. Akciğere sıçrama yapmış olan testis kanserlerinde öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi solunum problemleri görülebilir.

Testislerde herhangi bir sertlik yada şişlik tespit edilmiş her hasta kansermiş gibi titizlikle değerlendirilmelidir. Gerekli tetkikler yapılarak testisteki lezyonun sebebinin ortaya konulması çok önemlidir. Testiste şişlik yapan fıtık, hidrocel ve orşit gibi hastalıkların ayırıcı tanısı mutlaka yapılmalıdır.

Tanı

Testislerde şüpheli bir sertlik veya kitle hissedildiğinde hiç vakit kaybetmeden üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Genellikle ağrı insanları doktora gitmeye zorlayan bir semptomdur. Fakat testisler için ağrı olmayan sertlikler aciliyet arzeder. Üroloji uzmanı tarafından yapılan muayene sonrasında kan tahlilleri ve ultrason yapılarak tanı konulmaktadır. Kan tahlillerinde kanser hücrelerinden salgılanan tümör belirteci dediğimiz maddelerin seviyeleri tetkik edilir. Bu maddeler Alfa Fetoprotein (AFP), Beta Human Koryonik Gonadotropin (B HCG) ve Laktat Dehidrogenaz (LDH) olup kandaki seviyelerinin yükselmesi testis kanserleri için tanı koymada önemli yol oynar. Bunun yanı sıra ultrason yapılarak hem tümör olan hem de diğer testis detaylı olarak incelenir. Tümör belirteçlerinde artış ve ultrasonda solid kitle tespit edildiğinde testis kanseri tanısı konulur. En kısa zamanda testis spermatik kord ile birlikte çıkarılır ve patolojik olarak incelenir. Kasık ve karın içi lenf bezlerine, akciğer yada diğer organlara olabilecek metastazları araştırmak için akciğer ve batın tomografisi çekilir. Yapılan bu tetkiklerin sonuçlarına göre tedavi planlaması yapılır.

Tedavi

Testis kanseri tanısı netleştirindikten sonra en kısa zamanda testisin çıkarılması amacı ile cerrahi uygulanır. Radikal orşiektomi ameliyatı ile kasık bölgesinden yapılan bir kesi ile testis ve uzantısı olan yapılar mümkün olduğunca karın bölgesine yakın bir seviyeden bağlanarak kesilir ve çıkarılır. Çıkarılan testisin yerine protez yerleştirilerek daha iyi bir kozmetik sonuç elde edilebilir.

Ameliyat sonrası çıkarılan testisin patolojik olarak incelenmesi sonucunda kanser seminom ya da seminom dışı tümör olabilir. Seminomlar daha iyi bir seyir gösterir ve kemoterapi dışında radyoterapi ile tedavi mümkündür. Erken evrede orşektomi ve sonrası radyoterapi ile % 99 lara varan başarılı sonuçlar mmkündür. Seminom dışı tümörler ise kemoterapi ve retroperitoneal lenf nodu disseksiyonu (RPNLD) ile karın boşluğundaki lenf bezlerinin temizlenmesi sonrasında tedavi edilebilmektedir.

EVRE 1: Kanser hücreleri testis dokusu içinde sınırlı olup enzim seviyelerinde hafif-orta düzeyde bir yükseklik söz konusudur. Metastaz ihtimali yok denecek kadar azdır. Bu aşamada yapılan cerrahi işlem tedavi için yeterli olmaktadır. Hastalar belli periyotlar halinde tümör belirteçlerine bakılarak takip edilmelidir. Eğer enzim seviyelerinde artış oluyor ise kanser dokusunun testis dışına çıktığı ve lenf bezlerinin yayıldığı düşünülerek tedavi planlaması yapılır. Bu aşamadan sonra 2. Evreye geçilmiş olur.

EVRE 2: Kanser hücreleri testis dışına çıkarak önce kasık sonrada karın boşluğundaki lenf bezlerine yayılmıştır. Enzim seviyeleri orta derecede olup yükselme eğilimi gösterir. Bu evrede gelen hastalara ilk yapılacak işlem Radikal orşiektomi ameliyatıdır. Patoloji sonucuna göre tedavi protokolleri değişmektedir. Seminom olan hastalarda Radyoterapi çok iyi sonuçlar vermektedir. Seminom dışı kanserlerde ise kemoterapi gerekmektedir. Uygulanan tedavi protokolleri sonrasında yapılan tetkiklerde tümör belirteçlerinde azalma olmuyor ve lenf bezlerinde büyüme var ise retroperitoneal lenf nodu disseksiyonu (RPNLD) ile karın içerisindeki lenf bezlerinin çıkarılması gerekmektedir.

EVRE 3: Kanser hücreleri birçok nokta yere yayılmıştır. Skrotum tutulumu olabileceği gibi lenf bezleri ve akciğer tutulumu görülebilir. Tümör belirteçleri oldukça yükselmiştir. Bunun yanı sıra diğer organlara da sıçrama görülebilir. Bu evrede tespit edilen hastalarda testis dokusu skrotum ile birlikte çıkarıldıktan sonra kemoterapi başlanmalıdır. Kemoterapi sonrasında gerileme olmuyor ise retroperitoneal lenf nodu disseksiyonu (RPNLD) ile lenf bezleri temizlenir. Akciğer ve karın içinde metastatik kitle tespit edilirse cerrahi olarak çıkarılır.

Testis Koruyucu Cerrahi

Her iki testisde yada tek testisi olan kişilerde kanser saptanırsa yeni cerrahi yöntemler gündeme gelir. Tümör çapı 2 cm.den küçük yada hacmi % 30 dan az ise sadece tümör kitlesi çıkarılarak Testis Koruyucu Cerrahi yapılır. Böylece testosteron üretimi devam edeceği için dışarıdan replasman tedavine gerek kalmaz. Bunun yanı sıra küçük çocuklarda tespit edilen kitlelerin iyi huylu (bening) çıkma ihtimali yüksek olduğudan sadece kitlenin çıkarılması daha doğru olmaktadır. Bu cerrahi yöntem iki testisi olan kişilerde de tercih edilmektedir. Kitle testisin uç taraflarında ve kolay çıkarılabilecek lokalizasyonda ise Testis Koruyucu Cerrahi yapılabilir.

Takip

Testis kanserleri erken evrede yakalandığı sürece tedavisi mümkün olan kanserlerdir. Doğru ve zamanında yapılan müdahaleler ile % 99 ‘a yakın oranda tam tedavi sağlanabilmektedir. Sonrasında belli periyotlar halinde en az 5 yıl boyunca fizik muayene, tümör belirteçleri, akciğer grafisi ve tomografi çekilerek hastalar takip edilmelidir. Hastaların tedaviye verdikleri cevap ve tedavi sürecinde gelişebilecek komplikasyonlar özenle takip edilmelidir. Tedaviye direnç ve yeni ortaya çıkabilecek kitleler erken tespit edilerek gerekli müdahaleler yapılır.